Vatan haini Nazım 115 yaşında!

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN

Hoş geldin !
Kesilmiş bir kol gibi
Omuz başımızdaydı boşluğun
Hoş geldin !
Ayrılık uzun sürdü,
Özledik…
Gözledik..
Hoş geldin !
Biz bıraktığın gibiyiz
Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta

Hoş geldin !
Yerin hazır
Hoş geldin !

Dinleyip diyecek çok
Fakat uzun süre vaktimiz yok…
YÜRÜYELİM..

-Ahmet kaya

 

Screenshot_4.jpgScreenshot_3.jpg

Nazım-Hikmet-Ran-Şiirleri-Dizeleri-Sözleri-Safhları-sıklaştırın-çocuklar-300x300.jpeg

 

Bunları dinlemeden geçmeyin (Fazıl say ve Genco Erkal);

 

 

 

Nazım Hikmet’in hayatı:

https://mlradikalgencligi.wordpress.com/2016/06/05/nazim-hikmet/

 

 

 

 

 

 

İspanyol Şair Federico Garcia Lorca

fglorca_0.jpg

İspanya iç savaşında foşikler tarafından kurşunlara mahkum edilmiştir.

Kızgın kurşunlar ile buluşmadan önce sanatın dan son kez yudum alarak:

“Özgür olmayan insan nedir?

Söyle bana,Mariana.

Söyle seni nasıl sevebilirim.

Özgür olmazsam?

Sana kalbimi nasıl açabilirim

Bu yürek benimle değilse?”

 

 

Adım Seyid Rıza

698782_e9817b60e2b71dd15975e97bb171ae8c.jpg

Adım Seyid Rıza. Dersimli’yim. Dersim’in meydanında resmimin taşınmasına bile tahammül edemezler. Demek ki hala yaşıyorum ve demek ki darağacının gölgesinde dediğim gibi, hala dert olmaktayım onlara.

Ne zaman doğmuşum bilmiyorum, anam başka söylerdi, yaşlılar başka. Ama ne zaman öldüğüm aşikardır.18 Kasım 1937’de Elaziz’in Buğday meydanında çekildim darağacına.

Adım Seyid Rıza. Memleketim Dersim’i gördünüz mü hiç bilmem. Görenler bilir, görmeyenlere derim; bir görseniz, bakmaya doyamaz, ayrılmaya kıyamazsınız. Üzerine bunca türküler yakılması hiç boşuna değildir. Dört dağın içinde efsaneleriyle, yiğitlikleriyle anılır Dersim. Munzur çağlarken coşkunca, çağıltısı ninni olur bebeklerimize. Ve biz yeni doğan çocuklarımızın kulaklarına hep direngen isimler fısıldarız.

Dersim, dostuna kucak açması, düşmanına ateş saçmasıyla bilinir. Asidir. Bu yüzden ki yiğitler mesken eylemiştir Dersim dağlarının doruklarını. Sıkı sıkıya bağlıdır Dersimliler birbirlerine. Buna ister hısımlık, hemşehrilik deyin, ister dayanışma. Ki bunun esası, Dersimliliğin doğru kavranmasıdır; ne abartıp yüceltmeli, ne göklere çıkarmalı, ne de yok sayılmalıdır. Herşey kararında, yerinde olmalıdır.

Dersim, çok zulüm gördüğünden derelerinden kan akmış bir memlekettir. Salt 1937-38’de görmedik bu zulmü. Dedelerimiz, atalarımız, pirlerimiz her daim zulme maruz kaldılar, asıldılar, vuruldular. Lakin yine de başeğmez memleketin başını öne eğdirememişlerdir. Bizden önce, en yakında Alişer ayaklanmış idi. Yıl 1920’ydi. Sonra Koçgiri, sonra Şeyh Sait. Devlet, ayaklanmaları bastırmak için baskının, zorun ve kanın dışında bir yöntem tanımadı.

1935’ti; bizi denetim altında tutabilmek için “Tunceli Kanunu” çıkarıldı. Dersim ismimizin nesi vardı ki, adını Tunceli koymak isterlerdi, ki bu belki de meselenin esası idi. Basit bir isim değişikliği değil, ırkçılığın kendini dayatmasıydı. Bu kanuna dayanarak devlet erkanı ve askeriye, baskılarını artırdı, ellerindeki sınırsız yetkiyi, halkıma zulmetmek için kullanmaktan çekinmedi. Dersim’in sarp arazisine yollar açtılar. Bahtımız mı açıldı yollarla? Yo, hayır. Amaç, operasyonlarını daha rahat sürdürebilmekti. Binalar diktiler; evsizlere ev olsun diye değil, askeriye barınsın diye.

Ta Osmanlı’dan yana bize dilimizi yasaklamış idiler. Dilimizden, bağımsızlık, özgürlük gibi düşüncelerden vazgeçip kendilerine biat edelim istediler. Oysa biz, Munzur gibi asi çağlamaktayız ve bundan vazgeçemeyiz.

Nice beyler, paşalar, padişahlar geldi geçti. Hepsi de seferler eyleyerek, vurup kırarak, asıp keserek sözümüzü dinletiriz sandılar. Lakin yanıldılar. Yiğitlerimiz vurulup boylu boyunca uzansa da toprağımıza, düştükleri yerlerde direngen filizler, bindallı yasemenler boy verdi.

Adım Seyid Rıza. Birdir adım Dersimle. Hasanan aşiretindenim. Hasanan, Haydaran, Koçgiri, Demenan, Yusufhan, Şıx Hasenan, Kalan, Karabalan, Kewan, Keçelan, Bahtiyaran, Kozan, Kureysan aşiretleri olarak birleştik. Birlikte mücadeleye karar kıldık. Birleştiğimiz için tez zamanda yayıldı direnişimiz. Dersim toprağında yine isyan boyverdi.

Önce Pah köprüsünü yaktık; zalimin yollarını keselim diye. Elimizde çokça silahımız yoktu lakin, inanç silahımız sağlamdı. Haklıydık. Üstelik vuruştuğumuz bu toprakların evlatlarıydık. Aylarca isyana durduk, defalarca vuruştuk. Vurduk, vurulduk.

Dilimizi konuşalım diye, boyun eğmeyelim diye, çocuklarımıza onurlu bir ad ve de ana dillerinde bir ad bırakalım diye dövüştük.

Başımızın üstünden kurşunlar uçtu. Uçaklardan bombalar atıldı üstümüze. Dayanın yiğitlerim, bugün kavga günüdür, bugün namus günüdür.

Adım Seyid Rıza. Dersim’in ak pak tarihinin temsilcilerinden biriyim. Biz sözümüzün eri insanlarız. Ne yaptıysak, savunmuşuzdur. Ve söylediğimiz gibi de yapmışızdır. Lakin, zalimin kalleşliğinin sınırını, daha doğrusu sınırsızlığını öğrenemedik, göremedik. Çağrılı olduğumuz görüşmeye vardığımızda, taktılar kelepçeyi bileklerimize. Beni ve dostlarımı, yoldaşlarımı asmak için göstermelik bir mahkeme kurdular. Aralarında kardeşim ve oğlumun da olduğu can yoldaşlarımı ve beni, aynı gün asmak için darağaçlarını hazır ettiler önceden.

Ben yalan ve hilelerinizle baş edemedim.
Bu bana dert oldu.
Ben de karşınızda diz çökmedim.
Bu da size dert olsun.

Diyerek çıktım üç ayaklı sehpaya. Cellatlara bırakmadım ölümümü.

İdam sehpaları hep halkın görebileceği yerlere kurulur. Halk görsün, bilsin ve korksun isterler. O halde bize de bu oyunu bozmak düşer. Nasıl ki kuşanıp silahı çıktıysam dağlar başına, namusluca vuruştuysam, şimdi yine öyle cüretli, öyle kararlı, öyle namuslu olmalı, halkıma isyanıma yaraşır bir ad ve gelenek bırakmalıyım. Dost düşman bilmeli Dersim’e sefer olup zafer olmayacağını. Belki isyanımız yenildi zamanın behrinde; lakin tarih önünde alnımız ak, başımız diktir yine de. Adım Seyid Rıza; dünden bugüne çağrım geçerlidir hala.


 

Alıntı.

Nazım Hikmet

225px-Nazim_hikmet.jpg

1902 de Selanikde zorlu hayatın kalemini eline aldı ve senaryosuna başladı.

orta öğrenimini, Heybeli ada bahriye lisesinde bitirdi.Bahriyeden sonra stajyer olarak subay oldu.Ama hastalandığından dolayı  askerlikten çürüğe alındı.

Nazım, sarı saçlı mavi gözlü bir liderin milli mücadelesine merak salması ve İstanbul’un işgaline karşı çıkması nedeni ile milli mücadeleye katılmak için ana dolu ya gitti(1921).

Nazım,Rus devrimi ile ilgileniyordu.Moskova’ya gitti.Orada Sovyet devriminin içinde sosyalizme katıldı.İki kelime ile hayran kaldığı halkı anlattı ;Açlar, yürüyorlardı.

Yazdığı şiirlerinde,Biçimsel olarak Mayakovski,içerik olarak Proletkült olrak yazdı.Doğaya karşı makineleşmeyi savundu.’İnsanların doğa üzerindeki egemenliği’

,orada üniversite de toplum bilimi okudu.Eğitiminden sonra geri dönüp aydınlık dergisinde şiir yazmaya başladı.Şiirin den rahatsız olanlar tarafından ceza kararı çıkarıldı.

O,kendi sınıfına ihanet etti.Ezilenlerin yanında yer aldı.Sınıfı onu geri almak için uğraşacaktı.

Rusya ya kaçtı.Af çıkınca geri döndü(1928).


TKP’ liler Nazıma çekingen bir tavır ile yaklaşıyorlardı.Ona,Troçkist ve Burjuva sosyetesi denildi.TKP ‘liler  Nazım ile görüşme yasağı bile koydu.

Nazım güçlü ve büyüleyici bir önder idi.

‘İnsanlarla çatışmaktan korkmayan, onlara bulaşmadan edemeyen bir devrimci’

Gazetelerde yazdığı sıralar kendi adı yerine ‘Orhan Selim’ adını kullandı.Yazdığı gazeteler;Tan,Son posta ve Akşam.
Propaganda yaptığı iddiası ile yargılanıp hayatını bitiren mahkeme cezasını alır.Girmeden önce Mustafa Kemal in eline hiç geçmeyeceği bir mektup yazar:

“Türk ordusunu ‘İsyana teşvik’ ettiğim gerekçesiyle on beş yıl ağır hapis cezası giydim. Şimdi de Türk donanmasını ‘isyana teşvik etmekle’ suçlanıyorum . Türk inkılabını ve senin yaptığın her ileri dev hamleyi anlayabilen bir kafam, yurdumu seven bir yüreğim var. Askeri isyana teşvik etmedim. Yurdumun ve inkılapçı senin karşında alnım açıktır.Askeri isyana teşvik etmedim. Deli, serseri, mürteci, satılmış, inkılap ve yurt düşmanı değilim ki bunu bir an olsun düşünebileyim.Başvurabileceğim en inkılapçı baş sensin. Kemalizmden ve senden adalet istiyorum.Türk inkilabına ve senin başına and içerim ki, suçsuzum.” (1938)

35 yıl!

af yasası ve yasal yollar ile 35 yıl yerine 13 yıl hapis yattı.Bunda Demokrat parti,ceza kanunu larının 68 -77 maddeleri ve yaptığı açlık grevi sayesinde etkili oldu.

İçeride iken dışarıda olanlar oluyordu.Türkiye komünistleri Türk inkilabını kabul etmişti.

Nazıma olan düşmanlık büyüyordu.Ona,”Stalinin kölesi” ve “kızıl şair” dendi.”Türk şairi değil,sovyetlerin şairi o.Onun söyledikleri karşısında kulaklarımızı tıkayıp gerekilen cezayı vermeliyiz” dendi.Gazeteler Nazımı eleştiriyordu.

Nazım,”Negatifin emeği”ne maruz kalmasından dolayı;hapishane hayatında önceden şiirlerine yansıttığı mekanistik düşüncüleri değişti.Çektiği özlem den dolayı doğaya karşı hayranlık besledi.

Doğa bağımsız bir gerçektir.

Geçmişini kabul edip,Ölümü sevdi.

50 yaşında dışarı çıktığında kısa süreliğine boşluğa düştü.İşi yoktu.

Nazımın düşmanları hiç durmayıp zorunlu askerlik kararı aldılar.Ne olacağını çok iyi biliyordu.Askere alınıp bir süre sonra askerden kaçmaya çalıştığı nedeni ile öldürülecekti.

Deniz kıyısında genç bir arkadaş ile yürüdü ölümün üzerine.Ölümden kaçıp Romanya bandıralı bir gemiye bindi.

3 haziran 1963 de senaryosuna ve yoldaşlarına Moskova’da veda etti.

Biz ince bel, ela göz, sütun bacak için sevmedik güzelim
Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda…
Ateşin yanında barut, barutun yanında ateş olasın diye! ..
Rakı sofralarında söylenip, acı tütün çiğnercesine sevdik
Anlayamadılar…

nazim-9.jpg

 

Çirkin Kral:Yılmaz Güney

y-lmaz-g-ney-yilmaz-guney-34562184-300-381.jpg

 

Kavgayı, bir yaprağın üzerine yazmak isterdim sonbahar gelsin yaprak dökülsün diye

Öfkeyi, bir bulutun üzerine yazmak isterdim yağmur yağsın bulut yok olsun diye

Nefreti, karların üzerine yazmak isterdim güneş açsın karlar erisin diye

…Ve dostluğu ve sevgiyi, yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye

 

Yönetmen, oyuncu, senarist ve öykü yazarı.

, Yeşilçam’ın klişelerini sarsan biri,

siyası duruşunu hayran kaldığım,

Yönetmenliği ve filmleri ile kalbim de taht kuran biri.
1 Nisan 1937’de bir işçi ailesinin oğlu olarak  Adana da senaryosuna başladı. İlk ve orta öğrenimini Adana’da tamamladı

Çocukluk yıllarında çalışmaya başladı.And Film ve Kemal Film şirketlerinin bölge temsilciliklerinde film dağıtımcılığı yaptı.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Bu süre içinde usta yönetmen Atıf Yılmaz’la tanıştı.Bu sayede “bu vatanın çocukları” ve “alageyik” filmlerinin senaryolarını yazdı. Karacaoğlan’ın Karasevdası  filminde yönetmen yardımcılığı yaptı.

Korkmadan eleştiriyordu,Fakirin kükreyişi gibi…

“Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri” adlı öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılandı.

Çıktığında sinemaya geri döndü.Filmlerde canlandırdığı ezilen ve yazgısını kabul etmeyen; direnişçi,mücadeleci karakteri ile popüler oldu.Güney,izleyiciler arasında kısa sürede sevildi.Özellikle Anadolu insanları arasında.Kendisi Anadolunun Çirkin kralı idi.

Toplumcu gerçekçi fi

Çirkin Kral lakabını ‘Çirkin kral’ filmindeki performansı ile klişelerden uzak yeni bir tip yarattı.

Aç Kurtlar ve Bir Çirkin Adam filmlerinde yönetmen oldu.

1970 yılında Türk sineması için önemli bir yere sahip olan Umut adlı filmi izleyiciyle buluşturdu.

‘Umut filmi’ ne çektiler bu filmden.Sansürlenen bir film idi.tabi sonradan sansür kalktı.Altın koza film şenliğinde en iyi film ödülü aldı Film,O dönemlerde önemli bir yapıt idi.Hem yurt içi hem de yurt dışında sevildi.

Toplumcu gerçekçi filmler yapıyordu.Her kitleden dikkati üzerine çekerdi.

Ezilen sanatın sanatçısıydı o.

1971 de Nevşehir’e sürgüne gönderildi

 

 

12 Mart muhtırasında  gerçekleşen darbe sırasında adının siyasal olaylara karıştığı gerekçesiyle tutuklanan Güney 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

 

1974 de genel af sayesinde hapisten çıkar.

Adana’daki çekimleri sırasında karıştığı bir olay sırasında bir yargıcın hayatına son verdiği için 19 yıl hapis cezasına mahkûm oldu.

Cezaevinde bulunduğu dönemde Güney adlı bir dergi çıkaran ve senaryo çalışmalarına devam etti.’Sürü’ ,’Yol’  filmleri hapishanede yazdığı ve türk sinema tarihine geçen eserlerdi.

1981’de yurt dışına kaçtı.Güney, Yol’un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivalinde en iyi senaryo ödülünün sahibi oldu.Geri dönmediği için vatandaşlıktan çıkarıldı.Yurt dışında ‘Duvar’ filmini çekti.

9 Eylül 1984 Paris de mide kanserinden , bir devrimci sanatçı daha senaryosuna veda etti.

“Biz hep gurbet türküleri söylemek istemiyoruz. Dağlarımız, ovalarımız, ırmaklarımız bizi bekliyor… Bir köle olarak yaşamaktansa bir özgürlük savaşçısı olarak ölmeyi tercih ederim…”

Böyle kıymetli,ender birini insanlığa kazandırdığı için Atıf Yılmaza Teşekkürler.

yilmaz-guney3.jpg

Korkulan Örgütlerin Önderi:İbrahim Kaypakkaya

20150215140742-11012278_547261495412696_2103255304_n.jpg

 

1949 yılında Çorum da senaryosuna başladı.

Bilgiye aç olan bir insandı o

Fırsatlarlardan yararlanmasını bilen korkusuz biri idi.

Arkadaşları arasında çalışkanlığı, bilgisi, ağırbaşlılığı, yardımseverliği ve fedakârlığı ile sayılıp sevilirdi.

İlkokulu bitirdiğinde öğretmen olmaya karar verdi.Ankara-Hasanoğlan Öğretmen Okulu na gitti.

Küçükken diğerlerinden çok farklı idi.O elinden ne iş gelirle köylüye yardım ederdi.

Devrimci düşünceyi Öğretmen okulunda tanıdı.’Yeşili sevmiyorum’ adlı kompozisyonunu yazarak Devrimci fikirlerini benimsemeye başladı.Mezun olduğunda artık devrimci bir kişiliğe sahipti.

Köyü her zaman onun kalbindeydi.Köyüne beraberi ile sol içerikli kitaplar götürdü.

İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen okuluna girdi.Orada devrimci kişiliğini ön plana çıkarda.Diğer devirmci arkadaşları onu lider olarak gördü.O,insanları örgütlüyordu.Devrime çağrı yapıyordu.

Katıldığı tartışmalar,söyleyişiler ve konferansları arkadaşlarına aktarıyordu.

Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü kuruldu.İbrahim kuruluş bildirisini kaleme aldı ve bu bildiri okulda dağıtıldı. Bu bildiri ile okuldaki bütün yurtsever, devrimci ve ilericiler, yobazlara ve faşistlere karşı birlik olmaya ve mücadeleye çağrılıyordu. Buna karşı okul yönetimi hemen harekete geçti. İbrahim ve diğer kurucu üyelere “1 ay okuldan uzaklaştırma” cezası verildi.
Dergilerde yazı yazmaya başladı. ‘Forum, Ant, Türk Solu, Aydınlık’ gibi dergilerde yazdı. FKF 2. Kurultayı’na Çapa’dan delege olarak katıldı.
Bu gelişmeyi okul yönetimi ve gericiler her türlü yöntemle engellemeye çalışıyorlardı. Gericilerin taşlı ve sopalı saldırıları arttı.

Öğrencilik haları ellerinden alındı.Ama onlar okula gelmeye devam ettiler.bunun üzerine faşist gericiler dışarıdan takviye alarak okulun önünü kestiler, İbrahim ve arkadaşlarına saldırdılar, bu olayda foşikler silah da kullandı, buna rağmen İbrahim ve arkadaşları foşikleri püskürtüp okula girdiler. Bunun üzerine müdür, polis çağırıp İbrahim ve arkadaşlarını okuldan attırdı.

6. Filo’ya karşı eylemler ve Kanlı Pazar gibi olaylara katıldı.

Fabrikanın önlerinde,köylerde insanları örgütlemeye devam ediyordu. 
Atılan öğrencilerin okula geri dönmesi için danıştay onay veriyor.Okulun ısrarı ile sadece İbrahim okula alınmıyor.
15-16 Haziran büyük işçi mücadelesi, onun reformist bir çizgide olduğunu belirledi.
 12 mart faşist cuntası fırladı.Onlarca devrimci işkence görüp öldürüldü.Sıkı yönetim ilan edildi.

sıkıyönetim sonrası  bölgede arkadaşları ile sürekli okuyup-tartışıyor, kafasında yeni bir örgüt taslağı oluşturuyordu. Sonra bu bölgeden ayrılıp Kuzey Kürdistan’a geçmeye karar verdi.
 1972 yılındaTKP/ML’nin kurulmasına önderlik etti.

Yakalandı;
yakalandığı gün 1973  Malatya, Tunceli, Antep yörelerinde insanları örgütledi.

Köy köy gezip insanlara yardım ederek,onlara dünya dan devrim hikayelerini anlatarak insanları örgütlemeye çalıştı.İleri kesimlere hitap eden ‘Okuma grupları’ nı oluşturdu.

1972 yılı Deniz Gezmiş ve yoldaşları idam edildi.

THKO’dan Sinan Cemgil ve iki arkadaşı çatışmada öldü.

İbrahim Sinan ve yoldaşlarını ihbar eden kişiyi sorguya çekip kurşuna dizdi.Bu eylem,silahlı mücadele çizgisini, silahlı eylem hedefleri konusundaki görüşlerini göstermişti.

Tunceliye gittiğinde devlet onu her yerde arıyordu.Faşistler terör estiriyordu.

İbrahim ve yoldaşları iyi saklanmışlardı. 

20 ocak da ansızın karakolu bombaladılar.

Jandarmalar aramayı sıkılaştı.Ve buldular.Gece yarısı kaldıkları yeri kuşattılar.Ali haydar ve ibrahim vuruldu.

İbrahim ,Ali haydarın cesedinin yanında uyandı.Can dostunu ,yoldaşını o halde görmek ona büyük bir intikam yemini ettirmişti.Bir şekilde oradan uzaklaşıp 5 gün hayata tutundu.

5.gün kaldığı evdeki sakinler onu ihbar etti.Tutuklandı

Konuşmayan İbrahim çok işkence gördü.Ölüm tehlikesinin olduğunu belirleyen doktorlar onun kısa süreli kurtarıcısı oldu.Kangren nedeni ile iki ayağını kaybetti.

Doktorlar onun iyileştiğini söyleyerek işkencelere devam edilmesi için gönderdiler.
İşkenceler devam etti.Ama bir türlü o konuşmadı.

Babası ile buluşacaklardı.Buluştular da.İbrahim ,foşikler tarafından kurşuna dizilmiş bir şekilde babasının karşısına çıkartıldı.

İbrahim abi davasını,mücadelesini satmayan bir komünist idi.Onun hayatı bizim rehberimizdir!

“Türk ve Kürt halkının birlikte mücadele etmeli”


Babası oğlu ile görüşmeye gittiğinde ‘oğlunuz vefat etti’ deniliyor.Babası,oğlunun böyle bir şeyi yapmayacağından emin olduğundan görüşmek için ısrar eder.Görüştürüldüğünde ise babası için hayat acı ile doluyor.

Oğlunun kafası bedeninden ayrılmış şekilde kesik olarak teslim edilmişti babasına.

“Devrim için her zaman ölecekler bulunur. Gider gider nice koçyiğitler gider,
senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir. Ey mavi gök! ey yağız yer bilesin ki;
yüreğimiz kabına sığmamakta,
örsle çekiç arasında yoğrulduk,
hıncımız derya gibi kabarmakta.”

Zindanda Söyledigi Türkü

hqdefault.jpg