Entelektüel akım

Entelektüel hareketi, 18. yüzyılın ortalarında  Fransız filozoflarının yazılarından kaynaklanmıştır. O zamanlar başlayan düşüncenin evrensel uyanışı, bu düşünürleri, bütün insan bilgisini bir genel sistemde somutlaştırmayı arzu etmeye teşvik etti. Skolastisizm’i ve metafiziği bir yana bırakarak, o zamana kadar yüce olana dek, yıldızların dünyasında, güneş sisteminin ve gezegenimizin hayatının, hayvan dünyasının ve insan toplumlarının gelişiminin  bütün dünyaya bakmaya karar verdiler.

Gerçekten bilimsel, tümden gelimli yöntemlerden özgürce yararlanarak, yıldız bilimlerinin, hayvanlar dünyasının veya insan inançları ve kurumlarının dünyasında olsun – fenomenlerin her grubunun incelenmesine yaklaştılar . Olayları dikkatlice araştırdılar ve indüksiyon yoluyla genellemelerine kavuştular. Kesinti, belli hipotezleri hazırlamada onlara yardımcı oldu. Fakat bunlar’da nihai değildiler. Örneğin Darwin, türlerin kökeniyle ilgili hipotezini var olma mücadelesiyle veya onun “periyodik yasası” ile Mendeléeff olarak gördü. Bu hipotezlerde, Hristiyanlar için çok uygun varsayımları gördüler. Gerçeklerin sınıflandırılması ve daha ileri araştırmalarına dayanan araçlar ile doğrulamaya tabi olan ve kanun haline gelecek hipotezler . Yani doğrulanmış genellemeler.

Felsefe hareketinin merkezi İskoçya ve İngiltere’den Fransa’ya geçtiğinde, Fransız filozoflar  kendilerini, aynı prensiplerle tüm insan bilimleri, doğal ve insancıl bilimleri sistematik bir şekilde yeniden inşa ettiler. Bundan yola çıkarak, bütün bilginin, yani bütün dünyanın ve yaşamının bir felsefesini genelleştirilmesini sağlamaya çalışıldı.Bilimsel bir şekil vermek için çaba sarfettiler. Tüm metafizik yapıları kenera atıldı.

Napoleon’un Laplace’a verdiği demeçte, “Dünyanın Sistemi” nde hiçbir yerde bahsedilmediğine değinen Laplace, “Bu hipoteze hiç ihtiyacım yok” diye cevap verdi. Fakat Laplace ,çalışmalarını bunlar olmadan yazmayı başaramadı.Bu eserin hiçbir yerinde metafizik varlıklara başvurmadı.Ve onun “Dünya Sisteminde” herhangi bir matematiksel hesaplama olmamasına ve her akıllı okuyucunun erişebileceği şekilde basit bir tarzda yazılmış olmasına rağmen, matematikçiler daha sonra bu kitabın her ayrı düşüncesini Tam bir matematiksel denkleme döktü.

Fransız 18.yüzyıl filozofları, manevî dünya fenomeni bakımından aynısını yaptılar. Yazdıklarında, Kant’ta bulunan gibi metafizik ifadelerle hiçbir zaman karşılaşmazlar.

(Kant, insanın ahlaki duygusunu evrensel bir kanun olarak ve aynı zamanda kabul edilebilir “kategorik zorunluluk” la açıklar.)

18. yüzyıl düşünürleri, yıldızlar ve fiziksel fenomenlerin bölgesinden, kimyasal değişim dünyasına ya da fizik ve kimyadan bitki ve hayvanların araştırmasına, botanikten ve zoolojiden ekonomik ve politik biçimlerin gelişmesine döndü.Tüm bilgi dallarına aynı endüktif yöntemi uyguladılar.Böylece tüm dünyayı – tüm olguları,bilimsel biçimde açıklamak için gayret gösterdiler.

Encyclopædist ler anıtsal ansiklopedilerini derledi, Laplace “Dünya Sistemi” ni ve Holbach “Doğa Sistemi” ni yazdı. Lavoisier, maddenin yok edilemezliği teorisini ve dolayısıyla da enerji ya da hareketi getirdi. Lamarck, çevreden kaynaklanan değişimlerin birikimi yoluyla yeni türlerin oluşumunu açıklamayı üstlendi. Diderot, ahlak, gümrük ve dinsizlikten ilham almayı gerektirmeyen bir açıklama hazırlıyordu.Rousseau siyasi kurumların kökenini toplumsal bir sözleşme,yani insanın özgür iradesinin bir eylemi aracılığıyla açıklamaya çalışıyordu.

Kısacası, 18. yüzyıl düşünürlerinin başlamadığı bir bilim dalı yoktu.

Tabiki de bu girişimlerde hatalar yapıldı.Hatalar her zaman vardır. Bilginin eksik olduğu durumlarda, hipotezler,çoğu zaman cesur ama bazen de tamamen yanlış ortaya çıkarılmıştır. Fakat bilim dallarının hepsinin gelişmesine yeni bir yöntem uygulanmakta ve bunun sayesinde bu hatalar kolayca tespit edilerek belirtildi. Ve aynı zamanda, 19.yüzyılımıza, dünya hakkındaki tüm anlayışımızı bilimsel temeller üzerine kurmamıza ve bize miras kalan batıl inançlardan kurtulabilmemize olanak sağladı.

Bununla birlikte, Fransız Devrimin’den sonra, siyasette, bilimde ve felsefede genel bir tepki kuruldu. Elbette, Büyük Devrim’in temel ilkeleri ortadan kalkmadı. Köylülerin ve kasaba halkının, feodal köleden, kanun önünde eşitlikten ve devrim tarafından ilan edilen hükümetten kurtuluş yavaşça Fransa’da ve Fransa’dan zemin kazandı. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik gibi büyük ilkeleri ilan eden Devrim’den sonra, yavaş bir evrim başladı.  Devrim tarafından belirgin ancak kısmen gerçekleştirilen ilkeleri hayata geçiren ve yasalarla değiştiren kademeli bir yeniden yapılanma.Özgürlük ilkeleri yavaş yavaş  yaşam meselelerine  giriyordu. İtalya ve İspanya’nın cumhuriyet orduları tarafından feodal yükümlülükler kaldırıldı.Bir yere kadar tabi.Günümüzde tekrardan ele geçirildiler.  Feodal boyunduruğun kurtuluş dalgası önce Batı’ya, sonra da Doğu Almanya’ya ulaştı ve yarımadanın üzerine çıktı. Yavaş yavaş doğuya doğru ilerledi, 1848’de Prusya’ya, 1861’de Rusya’ya ve 1878’de Balkanlara ulaştı. 1863’te Amerika’da kölelik kayboldu. Aynı zamanda tüm yurttaşların kanun önünde ve hükümetiyle eşitlik düşüncesi yayılıyordu. Batıdan doğuya doğru ilerledi ve yüzyılın sonlarına doğru, Rusya tek başına otokrasinin boyunduruğu altında kaldı.


19.yüzyılın eşiğinde, ekonomik kurtuluş fikirleri zaten ilan edilmişti. İngiltere’de Godwin, 1793’te yaptığı “Siyasi Adalete Yönelik Bir Soruşturma” adlı olağanüstü eserini yayımladı ve burada ilk olarak sivil toplum kuramı olan Anarşizm teorisini kurdu.

Daha sonra, on sekizinci yüzyılda halihazırda ortaya konan ilkeleri geliştiren Fourier, Saint-Simon ve Robert Owen, modern sosyalizmin üç kurucusu olan üç ana okulda öne çıktı.

Hem hükümet hem de sivil toplumlar sosyalizmi, bilimsel temellerini 19.yüzyılın başında, çağdaşlarımız tarafından tamamen takdir edilemeyen bir titizlikle ortaya konmuştur.

Büyük Devrim den sonra ortaya çıkan tepkinin bilimlerin gelişimi üzerinde yarattığı etkiden bahsedelim. bu denemede konuşmak zor olacaktır. [3] Bunu söylemek yeterliyse, modern bilimin kendisinin gurur verdiği şeyin büyük kısmı, on sekizinci yüzyılın sonunda, belirgin bir şekilde – hatta bazen de kesin bir bilimsel biçimde – bastırılmış halden daha fazla işaretlenmişti. Isının mekanik teorisi ve hareketin yok edilemezliği (enerjinin korunumu); Türlerin çevrenin etkisiyle modifikasyonu; Fizyolojik psikoloji; Tarihin, dinin ve mevzuatın antropolojik görünümü; Düşüncenin gelişme yasaları – Kısaca, dünyanın bütün mekanik anlayışı ve sentetik bir felsefenin tüm unsurları (tüm fiziksel, kimyasal yaşama ve toplumsal olguları kucaklayan bir felsefe) – daha önce de özetlendi ve kısmen formüle edildi Yüzyıl.

Fakat, ortaya konan tepki nedeniyle, bu buluşlar yarım yüzyılın tamamında arka planda tutuldu. Bilim adamları onları bastırdı ya da “bilimsel olmayan” ilan etti. Belirli bir ısı miktarını elde etmek için gerekli olan mekanik gücün belirlenmesi kadar “gerçekleri incelemek” ve “bilimsel materyal toplama” bahanesine başvurdular.Bilim adamları tarafından bir kenara bırakıldı bilim. İngiliz Kraliyet Cemiyeti, Joule’nin araştırmalarının sonuçlarını “bilim dışı” oldukları gerekçesiyle  yayınlamayı bile reddettiler. 1843’te yazılan Fiziksel güçlerin birliği üzerine Grove’nun mükemmel çalışması 1856 yılına kadar tamamen karanlıktı.

Bu bağlamda, otuzlu ve kırk yılların sosyalist öğretilerinin ve aynı zamanda 1848 devriminin, bilime, devrim sonrası tepki üzerine yerleştirilen cüppeleri atmasına yardım ettiğine dikkat çekelim.

Bilim adamları zenginlere ve hükümete bağımlı olduğu müddetçe, bu çeyrekten bu yana ihtiyaç duyacakları şey bu kadar uzun sürmeyecek.Ve tabii ki, bu yine bilim gelişimini bir süre tutuklayabilir. Fakat bir şey kesin ,Bilim şu an varsayıldığı şekliyle, Laplace’ın faydasız saydığı hipoteze ya da Goethe’nin alay ettiği metafizik sözcüklerin herhangi bir gerekliliğine artık ihtiyaç duymuyor. Doğa kitabı, organik yaşam kitabı ve insani gelişme, bir yaratıcının, mistik bir “hayati güç”, ölümsüz bir ruh, Hegel’in üçlemesi veya soyut sembollere sahip olma gücüne başvurmasına gerek yok.

Dünyada hala bilinmeyen çok şey var.