Sınır hakkında kısa hikayem

Piposunu tüttürür iken ,tahta kapının ardından tıklatma sesi gelir.
Okul müdürü Rudolf masasının önünde bulunan kitabı ale acele kenara iter.
Piposundan bir fırt daha çekerek;
“Geliniz”

Kapı,rahatsız edici bir gıcırdama sesi ile açılır.
Müdür, az çok kimin geleceğini tahmin ediyordu.
Tahmini doğru çıkar.Gelen kişi okulun en haylaz çocuğu Adriel idi.
Her zaman ki gibi gözü morarmış ve yanakları kesik içindeydi.
Arkasından da okuldaki en zengin ailenin iki çocuğu başlarını yukarı kaldırmış bir şekilde içeri girerler.

2 dakika boyunca boş bakışmaların ardından Müdür iki çocuğun kokudan dolayı rahatsız olduğunu anlar.
“İkiniz çıkabilirsiniz”der.

Oda da Rudolf ve Adriel kalır.
Adrielin suratı,müdürün eski anılarını canlandırıyordu.Çocuğa,karşısına oturmasını rica etti.
Adriel, mahçupluğundan kafasını kaldırmadan istediği yere oturdu.
“Kaldır kafanı.Kaldır ki,güçlü olduğunu görsünler”dedi müdür.
Yavaşça başını kaldırarak göz göze geldiler.
Müdür,kendisinde yükselen alevin aynısını onda gördü.Potansiyeli yolu aydınlatabilirdi.
Piposunu bırakıp,masasının üzerindeki dünya küresini alıp Adrielin önüne koydu.

“Bana acı çekmeye başladığın bölgeyi göster” dedi.

Adrielin gözündeki alevler yükselerek küreyi çevirdi.Kürede ülke isimleri yazmıyordu.Derslerden sürekli atıldığı için haritadan anlamazdı.Almanyayı bulamadı.

Adriel,katliamdan ailesinin bedel ödemesi sayesinde kaçabilmişti.
Gelebildiği bu ülke de ise ağır şartlar altında çalışıyordu.Uyumak yasak,fazla yemek yasak ve tembellik yasaktı.Okuduğu okuldaki çocuklar ve öğretmenler tarafından dövülüyordu.Çünkü geldiği ülkenin vatandaşı değildi ve kaçtığı ülkede yahudi olarak damgalanmıştı.

Adriel öfkeden kızarmaya başladı.Bunları hatırlamak istemiyordu.Omzuna dokunan baba şefkati ile donanmış bir el ,Adrielin öfkesini alıp götürür.Müdürün gözleri sakinleştirici bir aşı gibiydi.

Adrielin sakinleştiğinden emin olduktan sonra Rudolf küreyi döndürür.
“Bana ne gördüğünü söyle” der.
Adriel, müdürün amacını anlamadı.Ama dediğini yapmak zorunda olduğunu biliyordu.
Uzunca küreye baktı.Farklı bir şeyin olması gerektiğini düşündü.Odaklandı,ama bir şey bulamadı.
“Basit düşün.” dedi müdür.
Adriel doğru cevap veremeyeceğini biliyordu.Basit düşünüp;
“Dünya” dedi. Müdür başını sallıyarak ;
“Doğru.Düşüncek fazla bir şey yokmuş değil mi?” dedi.Geriye yaslanıp piposuna döndü.2 tüttürmeden sonra Adriele bakıp;
“Şimdi,Küreye daha da yakınlaş ve ne gördüğünü söyle.Unutma,düşünülecek bir şey yok bunda.Kalıp arama direk söyle”
Adriel gidişattan memnun değildi.Ona,okulda tek normal davranan Müdür idi.Ama bugün farklıydı.
Fazla düşünmeden gerilerek cevabı vermek için hazırlandı;
“Kara parçası” dedi.Doğru verdiğini umarak müdürün gözlerine baktı.
Müdür,doğru dercesine başını sallıyordu.
“Son olarak bana,nerede yaşamak istediğini söyle.”
Adriel,olayı az çok kavramış gibi;
“Almanya da değil.Duyduğum İngiltere veya Fransa da hiç değil.Bilinen ülkelerden uzak ta bir yerde yaşamak istiyorum.” dedi ve eli ile küre deki bir bölgeyi işaret etti.
O bölge Almanya idi.
Müdür,piposunu bırakıp,gizlediği kitabı Adrielin eline verdi.
Kitabı incelemesine izin vermeyerek söze girdi;
“Kitap 2 insan ve bir dünyayı anlatıyor.İlk insanın seçimleri senin acı çekmenin nedeni.2.insan ise sen olacaksın.Birinci insanın gölgesinde yaşıyorsun.O seni yıpratmaya ve kendi düşüncelerini sana empoze etmeye çalışıyor.Ve başarısız oluyor.Çünkü sen,onun dediklerinden hiç bir şey anlamıyorsun.Onun seçimlerini anlamıyorsun.Sen adalar diyorsun,o ise ülkeler diyor.” Rudolfun bunları söylerkenki ciddiyeti ,Adrieli ürküttü.
Rudolf paltosunu ve tütünü nü alıp Adrieli kaldırdı.
“Senaryonun ikinci insanı olmaya hazır mısın?”


Hava yağmurluydu.Almanya daki kan kokusunun aksine burası toprak kokuyordu.Adriel bu şansı elde ettiği için ailesine sonsuz bir borcu vardı.Annesinin verdiği kolyeyi öpüp alnına koyarak,Müdürün yanına oturdu.

Bindikleri trenin koltukları yırtık pırtık içindeydi.Tren savaştan çıkmış gibiydi.Yanlarındaki insanlar Adrielin daha önce gördüğü insanlar ile hemen hemen aynıydı.Bazıların üstlerinde normal kıyafetler,bazılarında ise sadece atlet ve pantolon.

Adriel nereye gideceklerini söylediğinde “1.insanı görmeye gidiyoruz.” demişti.Bunun ne anlama geldiğini bilmiyordu,tahmin edemezdi de.Vardıklarında anlayacaktı.

Müdür uzun bir yolculuğa çıkacaklarını söylediği için verdiği kitabı yanına almıştı.Rotalarına varana kadar kitabı okumayı düşünüyordu.
Kitabın kapağını açtı.Karşısına,yerde kanlar içerisinde yatan bir adam ve onun yanında yine kanlar içerisinde yatan bir rahip görüyordu.Üstlerinde ise bir güneşin ışığında büyümüş kanlı bir gül vardı.Garip bir fotoğraftı,fazla takılmadan okuma kısmına geçti.
1 saatin ardından koluna biri dokundu.Kafasını çevirdiğinde,elleri büzüşmüş kıyafetleri yırtılmış bir dede gülerek parmağı ile oturduğu yerdeki çıplak küçük bir çocuğu işaret etti.
“Yavrum,oradaki benim oğlum.Sen bizden biraz daha iyi durumdasın.Üç beş rub versen de oğlumu doyursam olur mu?” diye üzgün bir şekilde para dilendi.
Adriel rubun ne olduğunu bilmiyordu.Çalıştığı yerden aldığı kağıtlardan bahsettiğinden emindi.Cebinden bir kaç tane çıkartarak ona verdi.
Dedenin yüzüne neşe saçıldı.Teşekkür edip oğlunun yanına döndü.
Hemen yanında oturan sarı saçlı paltolu adamlar ise yan yan Adrieli süzüyordu.Onlara pek takılmadan kitabına geri döndü.
Kitap savaşı anlatıyordu.İnsanların kendilerini öldürdüğü bir savaş.Almanyada yaşadıklarını konu alıyor zanneti ilk başta.Ama alakası yoktu.Çünkü,Kitapta 2 kişi vardı.Şu ana kadar geldiği yerde 1.kişinin bakış açısından dünya anlatılıyordu.Ülkelerin olduğu ve insanların ülkelere bağlı olduğu ,farklı kültürlerin oluştuğu bir dünya.Düzenler kurulup insanlar kontrol altında tutulduğu bir dünya.Adriele göre yanlış giden bir şey yoktu.Farklı insanlar olacaktı.Normaldi.
İkincinin kötü bir insan olduğunu düşünmeye başladı.Kitabın ortalarına doğru geldiğinde tren yavaşlayıp durdu.Müdür uyuya kalmıştı.Yanındaki insanlar telaşlı bir şekilde etrafına bakıyordu.Merakına yenik düşüp cama doğru yaklaştı.
Dışarısı ormanlıktı.Hava açık güneşliydi.Almanyanın havasıyla burasını karşılaştırdığında burası aşık olunacak derece güzeldi.
Ta ki ölümün sesi yükselinceye dek.O sesi duyduğunda Almanya da yaşadığı tüm anıların görüntüleri zihninde belirdi.
Bu güzel günde,yerde iki kişi yatıyordu.Adriel yandaki cama geçerek onları daha net gördü.
Onlar,Para verdiği dede ve kucağında kanlar içerisinde yatan küçük çocuktu.Adriel göz yaşlarını tutamadı.Kendisi aynı görüntülere çokça şahit olmuştu.Bunları bir daha görmek istemiyordu.Müdürün bilerek bunları göstermeye çalıştığından korktu.Adriel müdüre tekrar baktığında halen uyuyordu.
Aslında Müdür hiç uyumamış dakikalar boyunca Adrieli gözlemliyordu.Onun ,bu infaza verdiği tepkiden memnun kalarak,trenin hareket edişinde gerçekten uyudu.

Adriel, infaz edilen dedenin ve onun oğlunu düşünüyordu.Kitap la olan ilgisini yitirmişti.Gözleri,oturdukları yere kaydı.Küçük bir çanta duruyordu.
Çantaya yaklaştığında kalbi güm güm atıyordu.Onların yaşadıkları ile kendi yaşadıklarını bağdaştırıyordu.

Çanta simsiyahtı.Dedenin oturduğu koltuğa oturup çantayı açtı.İçerisinde annesinin vermiş olduğu kolyenin aynısı olan Davud yıldızı vardı.Kolyenin altında solmuş bir gül vardı.

Yan tarafından gelen ıslık sesi ile irkildi.Islığı çalan Müdür idi.Buraya gel işareti yapıyordu.Müdürün yanına giderken ,sarı saçlı paltolu adamlar Adrielin adını sordu.Müdür araya girerek adının james olduğunu söyledi.Sordukları sorudan onların Nazi taraftarı olduklarını anladı.
Adriel onların bakışlarını umursamadan yerine oturdu.Müdür aldığı şeyi kendisine vermesini istedi.Adriel gizli bir şekilde dediğini yaptı.
Müdür,Davud yıldızıını hemen cebine koymasını söyledi.Solmuş güle ise uzun bir sürece baktı.Kim bilir aklından neler geçiyordu.Adriel onun hikayesini çok merak ediyordu.Tren yolculuğu bittiğinde mutlaka geçmişinden bahsetmesini isteyecekti.Şimdilik kitaba geri dönme zamanı idi.

Kitabın son yüz sayfasına geldiğinde birinci insanın nasıl biri olduğunu çok iyi anladı.Trende yaşadıkları birinci insana ait idi.İnsanlar ayrılacaktı.Farklı kültürler gelişip dünyayı saracaktı.Farklı kültürlere mensup insanlar birbirlerini öldürecekti.Sonunda ise farklı kültüre mensup güçsüz insanlar ,bir kaç kültürün ayakta kalması için hizmet edecekti.Dünyada kırk kültür varsa bunların otuz altısı , dört tane kültürü yaşatabilmek için paspas olacaklardı.Toprakların ve insanların bölünmüş halde olduğu bir dünya.Aralarında yıkılamayacak bir sınırları olan bir dünya.Birinci insan buydu.Şimdi yaşananlarda onun düşüncelerinin başarılı olduğunun kanıtıdır.

Kitabın yazarı ikinci insan için birinci insandan 2 kat daha az sayfa bırakmıştı.Adriel hiç durmadan ikinci insana geçti.
İkinci insan, dünyanın ve kara parçalarının olduğunu anlatıyordu.İnsanların bölünmediği ve herkesin bir arada yaşadığı bir dünya.Birinci insan ile arasındaki fark normal dalga ile tsunami dalgası arasındaki fark kadardı.
Sevginin olduğu,dillerin olmadığı bir dünyadan bahsediyordu.İkinci insanın dünyası şimdiki gerçekten çok farklıydı.Kitabın son otuz sayfasına gelmişken Adriel,kitabı kapatıp düşler kurmaya başladı.

İnsanların birbirinden farklı olmadığı bir dünya.
Kurduğu düşü yarım bırakmak zorunda kaldı.Müdürün dürtmesi ile ayağa kalktılar.Gelmişlerdi.Ama nereye?

Müdür nerede olduklarını cevaplamıyordu.Trenden indiklerinde hava almanyadaki havanın aynısıydı.Adriel müdürün böyle bir şey yaptığını düşünmek bile istemiyordu.İstasyondan ayrılırken gördüğü tabelalar ile emin oldu.Burası Almanya idi.

Adriel,ağlamaya başladı.
“Neden beni buraya getirdin! Sizi daha farklı hayal etmiştim” dedi ve kaçmaya yeltendi.Müdür onun kolundan tutarak tokatı yapıştırdı.
“Saçmalama!Bazı şeyleri görmen gerek.” dedi.Müdürün sinirli hali herkesin dikkatini çekmişti.

Uzunca yürüyüşün ardından ailesinin öldürüldüğü ve kaçmayı başardığı meydana geldiler.Halen insan cesedi ve yerde oturan çıplak insanlar vardı.
Adriel bunları tekrardan görmek ve yaşamak için kaçmamıştı.
İki saat boyunca meydanlarda yürüdüler.İki kere kimlikler sorgulandı.Rudolf kendini ingiliz soylusu ve James’i yani Adrieli oğlu olarak tanıtarak rahatça dolaştılar.

Adriel ağlamayı bıraktı.Gökyüzünde duyguların olmadığı anladı.Duygusuzlaşmaya başladı.Kendini dünyadan soyutladı.Etrafındakiler belirsizleşmeye başladı..Adaletin ve sevginin olmadığı savaşın,vahşiliğin,acımasızlığın ve farklılığın olduğu bir dünyadaydılar.Birinci insanın dünyası buydu.
Müdür onun azda olsa ne düşündüğü kestiriyordu.Onu buraya getirmekteki amacı buydu.Farkında olması ve senaryoyu değiştirmesi.

Adriel,trene geri dönüş yolunda hiç bir şey düşünmedi.Üzülüyordu ama üzüntüyü hissetmiyordu.
Trene döndüklerinde son bir kimlik sorgusundan geçeceklerdi.Tren kalkışa hazırdı.
Trende gördüğü sarı saçlı paltolu adamlar hemen yanındaydılar.Uzun boylu olanı kimlik sorgusu yapan adama;
“Şu ikisine bir daha bakın” dedi.
Müdür,Adrielin trende öldürülen iki insanı gördüğünde duyduğu endişeyi
hisseti.

Adriel ise boştu.Bir şey hissedemiyordu.
Paltolu adam,Adrieli omuzlarından tutup yere fırlattı.Adrielin burnu kırıldı.Tepki vermedi. O kadar yaşanmışlıklar arasında bu hiç birşey idi.
Ceplerini arayan adam
“Aha buldum” diye bağırdı.
Ceplerinde kitabın arasına saklanmış davut yıldızını etrafındaki herkese gösterdi.

Müdür,başını yukarı kaldırarak gökyüzüne baktı.Kim bilir yine neler düşünüyordu.Keşke daha önceden sorsaydı onun hikayesini.Hiç bir zaman onu tanıyamayacaktı.
Rudolfun paltosundan,parti arması bulunduğu anda kafasına silah dayandı.Adriel, acıyı ve çaresizliğin duygusunu tekrardan hissediyordu.
Rudolf son kez gülerek;
“Elveda”dedi.

Sıra Adriel deydi.Sorgulayıcı ,Adrielin yaşının yirmiden küçük olduğundan emin idi.Ama yanındaki paltolu adamlar hiç durmadan silahı çıkarıp karnına ateş etti.Sorgulayıcı kişi onlara dur demeseydi ikinci mermiyi daha yiyecekti.


 

Kapı çalındı.
“Giriniz” dedi.Ses çok tanıdıktı.
Kapı açıldığında yoğun bir gül kokusu burnuna hücum etti.İstemsizce güldü.
Gözleri yoğun ışığa alışık değildi.Alışması uzun sürdü.Bir kaç adım ilerledikten sonra bir elin ona kırmızı bir gül verdiğini gördü.Elleri buruşuktu yaşlı olduğundan emin idi.Gözleri ışığa alıştığında ,trendeki dede karşısındaydı.Kucağındada tombiş oğlu vardı.Hepsine sıkıca sarıldı.Etrafı çok güzel bir orman ile çevriliydi.Hava açıktı.Kuşlar özgürce şarkılarını söylüyorlardı.Hemen yanlarında yaşam saçan bir dere vardı.Güzel ağaçların arasında gezdikten sonra karşısında Müdür’ü gördü.Adriel koşarak Rudolfa sarıldı.Onun ile birlikte ağaçların arasında yürüdü.Başka insanları da görmeye başladı.Herkes Adrieli sevecen bir şekilde selamlıyordu.
Biraz daha ileride fıskiyenin yanındaki duran iki kişiyi gördü.Ailesini.Hiç durmadan ağlayarak kendisini onların kollarına bıraktı.
Bir kaç saat içinde onlarca insan görmüştür.Herkes iyi anlaşıyordu.Ülkeler yoktu insanları sınırlayan etkenler yoktu,herkes özgür idi.İkinci insanın dünyasıydı burası.
Yağmur yağmaya başladı.Müdür,onun yanına gelerek eline bir gül bıraktı ve kitabın sonunu okumasını söyledi.Ama kitabın nerede olduğunu bilmiyordu.Tam bu anda her şey alt üst oldu.
Karşısında kirli bir tavan vardı.Düzenli olarak bipleyen bir ses.Etrafına baktığında tanımadığı insanları gördü.
Adriel çok geçmeden gülümsedi.Etrafındaki insanlar ona solmuş bir gül ve bir kitap verdi.Kitabın sonunu açtı.
Kitabın sonunda birinci insan ve ikinci insan birbirleri ile yakınlaştığı yazılmış ve orada bitirip geri kalan sayfalar boş bırakılmıştı.
Adriel,ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu.

ikinci insan olacaktı.