Adım Seyid Rıza

698782_e9817b60e2b71dd15975e97bb171ae8c.jpg

Adım Seyid Rıza. Dersimli’yim. Dersim’in meydanında resmimin taşınmasına bile tahammül edemezler. Demek ki hala yaşıyorum ve demek ki darağacının gölgesinde dediğim gibi, hala dert olmaktayım onlara.

Ne zaman doğmuşum bilmiyorum, anam başka söylerdi, yaşlılar başka. Ama ne zaman öldüğüm aşikardır.18 Kasım 1937’de Elaziz’in Buğday meydanında çekildim darağacına.

Adım Seyid Rıza. Memleketim Dersim’i gördünüz mü hiç bilmem. Görenler bilir, görmeyenlere derim; bir görseniz, bakmaya doyamaz, ayrılmaya kıyamazsınız. Üzerine bunca türküler yakılması hiç boşuna değildir. Dört dağın içinde efsaneleriyle, yiğitlikleriyle anılır Dersim. Munzur çağlarken coşkunca, çağıltısı ninni olur bebeklerimize. Ve biz yeni doğan çocuklarımızın kulaklarına hep direngen isimler fısıldarız.

Dersim, dostuna kucak açması, düşmanına ateş saçmasıyla bilinir. Asidir. Bu yüzden ki yiğitler mesken eylemiştir Dersim dağlarının doruklarını. Sıkı sıkıya bağlıdır Dersimliler birbirlerine. Buna ister hısımlık, hemşehrilik deyin, ister dayanışma. Ki bunun esası, Dersimliliğin doğru kavranmasıdır; ne abartıp yüceltmeli, ne göklere çıkarmalı, ne de yok sayılmalıdır. Herşey kararında, yerinde olmalıdır.

Dersim, çok zulüm gördüğünden derelerinden kan akmış bir memlekettir. Salt 1937-38’de görmedik bu zulmü. Dedelerimiz, atalarımız, pirlerimiz her daim zulme maruz kaldılar, asıldılar, vuruldular. Lakin yine de başeğmez memleketin başını öne eğdirememişlerdir. Bizden önce, en yakında Alişer ayaklanmış idi. Yıl 1920’ydi. Sonra Koçgiri, sonra Şeyh Sait. Devlet, ayaklanmaları bastırmak için baskının, zorun ve kanın dışında bir yöntem tanımadı.

1935’ti; bizi denetim altında tutabilmek için “Tunceli Kanunu” çıkarıldı. Dersim ismimizin nesi vardı ki, adını Tunceli koymak isterlerdi, ki bu belki de meselenin esası idi. Basit bir isim değişikliği değil, ırkçılığın kendini dayatmasıydı. Bu kanuna dayanarak devlet erkanı ve askeriye, baskılarını artırdı, ellerindeki sınırsız yetkiyi, halkıma zulmetmek için kullanmaktan çekinmedi. Dersim’in sarp arazisine yollar açtılar. Bahtımız mı açıldı yollarla? Yo, hayır. Amaç, operasyonlarını daha rahat sürdürebilmekti. Binalar diktiler; evsizlere ev olsun diye değil, askeriye barınsın diye.

Ta Osmanlı’dan yana bize dilimizi yasaklamış idiler. Dilimizden, bağımsızlık, özgürlük gibi düşüncelerden vazgeçip kendilerine biat edelim istediler. Oysa biz, Munzur gibi asi çağlamaktayız ve bundan vazgeçemeyiz.

Nice beyler, paşalar, padişahlar geldi geçti. Hepsi de seferler eyleyerek, vurup kırarak, asıp keserek sözümüzü dinletiriz sandılar. Lakin yanıldılar. Yiğitlerimiz vurulup boylu boyunca uzansa da toprağımıza, düştükleri yerlerde direngen filizler, bindallı yasemenler boy verdi.

Adım Seyid Rıza. Birdir adım Dersimle. Hasanan aşiretindenim. Hasanan, Haydaran, Koçgiri, Demenan, Yusufhan, Şıx Hasenan, Kalan, Karabalan, Kewan, Keçelan, Bahtiyaran, Kozan, Kureysan aşiretleri olarak birleştik. Birlikte mücadeleye karar kıldık. Birleştiğimiz için tez zamanda yayıldı direnişimiz. Dersim toprağında yine isyan boyverdi.

Önce Pah köprüsünü yaktık; zalimin yollarını keselim diye. Elimizde çokça silahımız yoktu lakin, inanç silahımız sağlamdı. Haklıydık. Üstelik vuruştuğumuz bu toprakların evlatlarıydık. Aylarca isyana durduk, defalarca vuruştuk. Vurduk, vurulduk.

Dilimizi konuşalım diye, boyun eğmeyelim diye, çocuklarımıza onurlu bir ad ve de ana dillerinde bir ad bırakalım diye dövüştük.

Başımızın üstünden kurşunlar uçtu. Uçaklardan bombalar atıldı üstümüze. Dayanın yiğitlerim, bugün kavga günüdür, bugün namus günüdür.

Adım Seyid Rıza. Dersim’in ak pak tarihinin temsilcilerinden biriyim. Biz sözümüzün eri insanlarız. Ne yaptıysak, savunmuşuzdur. Ve söylediğimiz gibi de yapmışızdır. Lakin, zalimin kalleşliğinin sınırını, daha doğrusu sınırsızlığını öğrenemedik, göremedik. Çağrılı olduğumuz görüşmeye vardığımızda, taktılar kelepçeyi bileklerimize. Beni ve dostlarımı, yoldaşlarımı asmak için göstermelik bir mahkeme kurdular. Aralarında kardeşim ve oğlumun da olduğu can yoldaşlarımı ve beni, aynı gün asmak için darağaçlarını hazır ettiler önceden.

Ben yalan ve hilelerinizle baş edemedim.
Bu bana dert oldu.
Ben de karşınızda diz çökmedim.
Bu da size dert olsun.

Diyerek çıktım üç ayaklı sehpaya. Cellatlara bırakmadım ölümümü.

İdam sehpaları hep halkın görebileceği yerlere kurulur. Halk görsün, bilsin ve korksun isterler. O halde bize de bu oyunu bozmak düşer. Nasıl ki kuşanıp silahı çıktıysam dağlar başına, namusluca vuruştuysam, şimdi yine öyle cüretli, öyle kararlı, öyle namuslu olmalı, halkıma isyanıma yaraşır bir ad ve gelenek bırakmalıyım. Dost düşman bilmeli Dersim’e sefer olup zafer olmayacağını. Belki isyanımız yenildi zamanın behrinde; lakin tarih önünde alnımız ak, başımız diktir yine de. Adım Seyid Rıza; dünden bugüne çağrım geçerlidir hala.


 

Alıntı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s